Tulûat; Orta Oyununun sahnelerde sergilenmesi ve bunun Batı dünyasındaki tiyatro örnekleri ile birbirine karışması ile oluşan tiyatro türüdür.

Tuluat kelime manası olarak; doğmalar, doğuşlar anlamına gelir. Belirlenmiş bir konuyu, herhangi bir yazılı metne dayanmadan, akla ilk geldiği gibi söylemek esasına dayanır. Bu tiyatro türünde oyuncular, seçilen konular ile ilgili, diyalogları kendileri seçerler ve kendi tercihlerine göre sahnede kullanırlar. Yani bir doğaçlama mantığı söz konusudur. Yazarı olmayan, genelde bir iskelet senaryo üzerinde, her oyuncunun kendi yetenek ve kapasitesine göre, sözler uydurduğu tiyatral gösteri olan tuluatın güç ve ilham kaynağı geleneksel orta oyunudur. Anında buluşlarla ilerleyen ve neticeye ulaşan tuluatı bir halk tiyatrosu olarak görmek doğru olur. Tuluatın temel amacı izleyiciyi eğlendirmektir.

Genellikle İstanbul’da 19. yüzyıldan itibaren sergilenmeye başlanan Tulûat tiyatrosunun önemli temsilcileri arasında Kavuklu Hamdi Efendi, Kavuklu Abdi (Abdürrezzak) Efendi, Kel Hasan, Naşit Özcan, İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca ve Münir Özkul ilk akla gelenlerdir.

Tulûat tiyatrosu hemen her dönemde aydın çevrelerde pek hoş karşılanmamıştır. Bunun sebebini, Tulûat tiyatrosunun gittikçe düzey yitiren ve bayağılaşan uygulamalarında değil, daha ziyade oyuncuların ve kantocuların polisiye olaylara yol açmalarında aramak gerekir. Kültürsüz, zayıf karakterli, basit ve kaba sözlerle seyirci karşısına çıkan oyuncu ve kantocular, devrin ileri gelenlerinden birinin himayesine sığınıp, onların keyfi için oynamışlar; ancak gençlere de kötü örnek olmuşlardır. Böylece seyirci giderek ayağını Tulûattan çekmiş, özellikle Cumhuriyet’ten sonra güçlü oyuncular görev almak istemedikleri için, bu tiyatro dalı kültür hayatımızdan hemen hemen silinmiştir.

Bu tiyatro türünün ustalarına bakacak olursak; Zihni Göktay ve Ferhan Şensoy isimleri karşımıza çıkar.