Senaryo nasıl yazılır?

Senaryo nasıl yazılır? Senaryo örneklerine nasıl bakabilirim gibi sorulara cevap niteliğinde bir yazı...

İzlediğimiz Sinema filmlerinin, kısa filmlerin, reklam ve müzik videolarının hatta dizilerin dayanak noktası tahmin edileceği gibi senaryo metnidir. Bu açıdan senaryo metni, yapımı üstlenilen filmin omurgasını oluşturur. Senaryo metninin en önemli unsuru onun zihinde oluşturulan sahneyle ilgili görsel bilgisinin ayrıntıya girmeden yazıya dökülmesi esasına dayandığına özellikle değinmek gerekiyor. Senaryo yazımının ilk başında dikkat etmemiz gereken nokta, o senaryo metninin olaylar ve diyaloglar üzerinden götürülmesi esasına dayanır. Daha sonraki aşamalarda ise gerektiğinde teknik detaylar verilebilir.

Olay örgüsüne bağlı olarak evrensel senaryo yazım teknikleri iki başlıkta incelenebilir. Birinci başlıkta Amerikan tarzı senaryo yazımı yer alıyor. Bu tarz senaryolarda tasarlanan sahnenin bir başlıkla gösterilmesi temel esastır. Başlık altında ise filmin künyesinde karakterler detaylarıyla yer alır. Daha sonra sahne bilgileri, mekan bilgisi ve iç-dış, gece-gündüz çekimi olduğuna dair ibareler yer almaktadır. Senaryo yazımında yine her iki formatta da geçerli olan bir sayfanın 1 dakika ile 1.5 dakikaya eşdeğer olması önemli bir detaydır. Fransız tarzı senaryo yazımında, metin sayfanın iki tarafına ayrı şekilde yerleştirilir ve ilk bölümde görüntüye dair bilgiler bulunurken, diğer tarafta ise, sözlü unsurlara yer verilir.

Yazım esnasında mümkün oranda senaryo yazım teknikleri ve aşamaları hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Bahsi geçen aşamaları örneklerle açıklamakta yarar bulunmaktadır. Senaryoyu oluşturan etmenler, özetle şu şekilde açıklanabilir. İlk aşamada filme çekilecek öykü yazıya dökülür. Genel katmanları görebilmek ve filmin ön çalışmasına başlayabilmek için bu gereklidir. Bu aşamada oluşturulacak taslağa “Sinopsis” denir. Sinopsis, bir ilâ üç sayfa aralığında olmak kaydıyla, çekilmesi planlanan filmin giriş-gelişme-sonuç bölümlerine dair bizlere bilgi aktarır. Diyaloglara yer verilmeyen bu kısımda kişiler, olay örgüsü gibi genel öykü bilgisi bulunmakta. Bir sonraki aşamada “Tretman” devreye girer. Tretman deyiminin anlamı “Geliştirme Senaryosu” demektir. Senaryo öyküsü geliştirilirken, çekilmesi planlanan filme dair olay akışı bu aşamada değerlendirilmektedir. Çekim evresine geçilirken aynen beyaz perdeye nasıl yansıması gerektiği belirlenir. Genel anlamda Tretman iki şekilde kullanılmaktadır. Özgün çekim tretmanı ve tanıtım amaçlı Sunum tretmanı. Geriye kalan kısımlarda ise Ayrımlama Senaryosu, Çekim Senaryosu oluşturulur.

Aşağıda verilmiş olan üç farklı senaryoda, Sinema ve Dizi Film senaryolarına dair genel çekim hatlarını gözlemleyebilirsiniz. Unutmayınız, başarılı bir senaryoyu gerçek kılan onun görsel bir karşılığının bulunması ve seyircide bu duygunun hissettirilmesidir.

 

SENARYO ÖRNEKLERİ
 

"MUHTEŞEM YÜZYIL"

                                                             1.BÖLÜM

SAHNE 1 DIŞ/ORMAN YOLU/GÜN

                                                                                 Ekran üzerinde "Manisa 1520" yazar.

Orman yolu genel olarak görülür.Biraz sonra atlı birlikleriyle Süleyman ve İbrahim gelir.İlerde dururlar ve karşıdan gelen askerlerin sesini duyarlar.Hepsi tedirgin halde kılıçlarını çekmeye hazırlanır.Pargalı İbrahim elindeki düdüğü çalar ve omzuna şahin konar.Bir müddet sonra karşıdan iki üç yeniçeri gelir.Yeniçeri atından iner.Süleymana yaklaşır.Elindeki fermanı bir yardımcısına verir.

                               YENİÇERİ-Ben silahtar ketudası Süleyman Ağa. Vezir-i Azam Piri Mehmet

                                                               Paşadan şehzademe haber getirdim.

   Yardımcı boyun eğerek kağıdı Süleyman’a verir.Süleyman atından iner ve kağıdı okur.Piri Mehmed Paşanın sesi duyulur.

                               MEKTUP-MEHMED PAŞA SES-Hünkarımız Sultan Selim Han Hazretleri 22

                                                               Mayıs gecesi otağında hak yoluna yürümüş.Yüce rabbin cennetine argat eylemiştir.

Süleyman yüzünde biraz hüzünlü bir ifade ile karşıya bakar.

Jenerikten bir müzik çalar.Süleyman İbrahim’e döner.İbrahim önce anlamaz.Sonra Sultan Selimin atına gider.Kılıcı çıkartıp Süleyman’a yanaşır ve boyun eğerek uzatır.

                             İBRAHİM-Hünkarım Sultan Süleyman Han Hazretleri. Hanedan-Ali Osmani ve cümle Osmanlı mülkü sizi bekler.

Diğer askerler yere iner diz çöker.

Süleyman kılıcı alır ve jenerikten tempolu bir müzik çalar.(Jenerik araya girer.)


MELEĞİN DÜŞÜŞÜ

Senaryo: Semih Kaplanoğlu

DIŞ / GÜN – YOL / TÜNEL Bir tünelin çıkışı… Selçuk, tünelin karanlığından çıkar. elinde bir benzin bidonu vardır. Etrafına bakınır, yürür…
DIŞ / GÜN - YOL Selçuk karayolunun kenarında yürümektedir… Tarlalar, ağaçlar, tepeler, uzakta dağ eteğinde bir köy, gökyüzünde bulutlar…
DIŞ / GÜN – YOL / BENZİN İSTASYONU Yol rampa halini almıştır… Selçuk farkında olmadan yolun ortasından yürümektedir… Arkadan gelen bir aracın korna sesiyle irkilir, kenara çekilir, araç yanından hızla geçer… Ortalık yeniden ıssızlaşır… Yolun tepe noktasına geldiğinde aşağıdaki benzin istasyonunu görür… Yokuş aşağı yürümeye devam eder…
DIŞ / GÜN – YOL / BENZİN İSTASYONU Selçuk benzin istasyonuna girer, benzin pompalarının yanına gelir… Pompacı çocuk Selçuk’u karşılar… Selçuk bidonu uzatır, çocuk doldurmaya başlar… Bu sırada bir kamyonet, son hızla benzinciye girer, pompanın önünde durur, şoför aceleyle iner… Arabanın benzin kapağını açar... Kamyonetin kasasında brandalarla sıkı sıkıya örtülmüş bir şey vardır ve yükten akan su, yeri hızla ıslatmaktadır...
İÇ / GÜN – YOL / KAMYONET Kamyonet şoförü ve Selçuk kamyonetin içinde yol almaktadırlar. Şöför aracı son sürat sürmektedir. Adam o arada ustaca bir hareketle bir sigara yakar. Selçuk kucağında ağzına kadar dolu plastik benzin bidonu durmaktadır. Arabanın sarsıntısından dolayı bidonun kapağından Selçuk’un gömleğine benzin sızmaktadır. Selçuk bu durumun farkındadır ancak sigaraya tepki vermez. Şöför de sızıntıyı farkeder. Selçuk da adamın farkettiğini farkeder… Gözgöze gelirler.
Kadir- Sizin orlara kar yağdı mı bu sene?

Selçuk- Bir iki serpiştirdi…

Kadir- Onbeş senedir yağmadı bizim burlara… Bu kış yağmur da yağmadı ya doğru dürüst… Napcaksın ben de dağa çıktım… Allahtan zirvede kar vardı… Erimeden yetişmem lazım. Kızım hasta. Çok hasta…

Selçuk adama bakar… Kadir arabayı oldukça hızlı sürmeye devam etmektedir… Bir süre konuşmazlar… Kadir gömlek cebinden bir fotoğraf çıkarıp Selçuk’a uzatır… Selçuk fotoğrafa bakar… 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu…

Kadir- Doktorlar ölecek diyor… Kar istedi. oynayacağım diye tutturdu! Daha önceden kar görmüş değil ha?!

… Kardan adam yapacakmış…

Hava da çok sıcak…

Selçuk fotoğrafı adama uzatır…


Eve Giden Yol

Senaryo: Semir ARSLANYÜREK

DIŞ. KUYU YANI – GÜNDÜZ 12 yaşlarındaki bir kızın elleri, kuyunun ahşap çıkrığını zorlukla çeviriyor. Su dolu bakracı taşıyan ipin tamamı çıkrığa sarılınca, kız bir elini uzatıyor ve çalkalanan bakracı yakalayıp kuyunun ağzından çekiveriyor. Biraz ötede, her bir taraflarına keçi çanı asılı, elbiseleri lime lime yırtık ve yaşları 10 13 arasında değişen 17 kız çocuğu, genç bir kızı yıkıyorlar. Kız çocuklardan biri bakraçtan doldurduğu su kabağını genç kızın başından aşağı döküyor. İki kız onun uzun saçlarını tararken, diğerleri de genç kızın vücudunu lifliyor. Buhurdanlık tutan bir el ve arkasında beyaz kubbenin duvarını üç kez öperek alnını dayayan Mahmut’un başı görünüyor. Mahmut, buhurdanlığını tüttürerek kubbenin etrafında dönüyor. Her birkaç adımda duraklayarak tekrar beyaz kubbenin duvarını üç kez öpüp alnını duvara dayıyor. Biraz ötede, kuyunun yanıbaşında genç kızı yıkayan çanlı kızlar arada bir görünüp kayboluyorlar. Mahmut, beyaz kubbenin etrafında bir kez döndükten sonra, buhurdanlığı kubbenin duvarındaki oyuklardan birine bırakarak ahşap kapının eşiğinde, sırtı kapıya dönük çömeliyor.
 

DIŞ. BEYAZ KUBBE ÖNÜ – GÜNDÜZ

Profilde duran Mahmut’un dirsekleri dizlerine dayalı, başı ellerinin arasında kapının eşiğinde çömelmişken, fonda genç kızı yıkayan çanlı kızların beyaz bir çarşaf açarak ayağa kalkan genç kızın çıplak vücudunu örttükleri görülüyor. Dönüp cepheden Mahmut’un yüzüne yaklaşıldığında gözlerinin uzak bir noktada sabitleştiği görülüyor. Bu sırada Mahmut’un belleğinde bir ses yankılanmaya başlıyor:

DIŞ SES -Kırkıncı yeminim vallah, billah, tillah... Yetimin hakkını yemeyeceğim, haksıza boyun eğmeyeceğim. Elime, dilime, belime hakim olacağım. Aç olanı doyuracağım, susuz olanı içireceğim, çıplak olanı giydireceğim, nefsimi başkalarından üstün tutmayacağım, eve giden yolun sırrını cahillere açmayacağım... 12 kefilin huzurunda ettiğim bu yeminden dönersem eğer, siz bana şahit olun kardeşlerim, yoldaşlarım...

Yemin, Mahmut’un belleğinde yankılanırken, beyaz kubbenin kapısı açılıyor ve arkadan uzanan bir çift el Mahmut’un gözlerini bağlıyor. Bu sırada Mahmut yıllar öncesini anımsıyor. O yıllar ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Anadolu’nun çoğu yerinde otoritesini kaybettiği seferberlik yılları...

İÇ. ZEYTİNYAĞI PRESİ – (GECE )
Antakya’nın bir dağ köyünde, bir zeytinyağı presinin içi... Presin altında sıkışan çuval bezlerinden katranı andıran kahverengi bir sıvı akıyor. Çuval bezlerinden açıldıkça, çuvalları sıkıştıran çelik vida kadraja giriyor. Bu sırada vidayı sıkıştıran mengene işçilerinin yağlanmış şalvarlarıyla çıplak ayaklarının bir sağa bir sola koşturdukları görülüyor... İşçiler, pres vidasının direğini sıkıştırarak kameranın önüne kadar geliyorlar. Sonra onu presin öbür tarafına iterek boşaltıyorlar. Direği hareket ettirmek zorlaştığından bu kez ona bağlı bir ipi, dikey duran ve kendi etrafında dönebilen başka bir direğe bağlıyorlar. İşçilerden biri, su ısıtılan bir kazana daldırdığı ahşap tulumu alarak presin altında sıkışan çuval bezlerine döküyor. Sıcak su buharlaşarak katran renginde oluklarda akıyor. İşçi tulumu yere bırakıp kalınca bir sırığı alıyor ve presin altında bir kenara kayan çuval bezlerini sıkıştırarak düzeltiyor. Diğerleri, koşar adımlarla direğin etrafında dönerek onu çeviriyor ve pres vidasını sıkıştıran öteki direğin ipini sarıyorlar. Biraz ötedeki dövenin taşını çeviren, olgun bir defne tanesi kadar siyah ve gözleri bağlı bir atın başı etrafını görmemenin sıkıntısı içinde, ama mağrur bir şekilde attığı adımlara göre sallanarak hareket ediyor. At arada bir huysuz bir şekilde gemini çiğneyerek kısa kısa kişniyor. Döven taşının altında zeytin taneleri çıtırtılarla eziliyor. Silindir biçimindeki döven taşından hafifçe uzaklaşılıp tepeden bakıldığında siyah atı yularından tutup dövenin etrafında dolaştıran bir adam görünüyor. Bu sırada atın huysuzluğu artıyor, sık sık kişnemeye ve gemlerinden kurtulmak için daha da çırpınmaya başlıyor. Dövenci atı okşayıp sakinleştirmeye çalışıyor:

DÖVENCİ- Sss... Sakin ol yavrum... Sss... Fakat at sakinleşeceği yerde azıyor, sinirlice kişneyip şaha kalkıyor. Arka planda çalışan işçiler adamın yardımına geliyorlar. Bu sırada, dışarıdan silah sesleri ile birlikte at kişnemeleri ve bir kalabalığın ağlaşan, bağrışan sesleri işitiliyor...

İçerdekiler daha ne olduğunu anlayamadan, mengenenin ahşap kapısı açılıyor ve çoluk çocuk, genç ihtiyar bütün köy halkı mengeneye dalıyor. Mengeneye girenler korkulu yüz ifadeleriyle kimi ağlaşıyor, kimisi ağlayanları teskin etmeye çalışıyor. Mengene işçilerinden biri, bu kez gelenlere yönelip ne olduğunu soruyor:

MENGENE İŞÇİSİ- Ne oluyor yahu? Durun durun, hooop! Allah Allah! Ne var ki mengeneye girenler, konuşacakları yerde daha bir coşkuyla ağlaşıp feryat ediyorlar ve dışarıdan itenlerin baskısıyla adamın üzerine doğru yürüyorlar...

 
DIŞ. ZEYTİNYAĞI PRESİ ÖNÜ - GECE
Mengeneye girenlerin yüzlerinde korku ifadeleri, gözyaşları. Kimi kadınların kucağında bebekleri ağlıyor... Bu sırada mengene kapısından dışarısı görünüyor. Mengene binasının avlusunda eli silahlı atlılar, sinirli bir şekilde kendi etrafında dönen atlarının dizginlerini zapt etmeye çalışarak, silahlarının dipçikleriyle köylüleri mengeneye girmeleri için zorluyorlar. Avluda, silahlı 20 kadar atlı, köy halkını tekme tokat mengeneye sokarlarken 8 -12 yaşları arasındaki kızları çekip bir kenara ayırıyorlar. kız çocuklar ağlaşarak onları ailelerinden ayıran çete mensuplarından kurtulmak için çırpınıyorlar. Köylülerden biri kızını almak için çabalıyor ve atlıyı yakalayarak atından aşağı düşürüyor. Bu sırada biraz kenarda duran iyi giysili bir atlı, köylüye ateş ediyor. Kurşunun isabet ettiği köylü bir sıçramayla yere yıkılıyor. Köylünün yere düşmesiyle köylü kadınlardan biri çıldırmış gibi feryat ediyor. Biraz önce köylüye ateş eden, iyi giysili ve her halinden çetenin başı olduğu anlaşılan atlı, nişan alıp tekrar ateş ettikten sonra, yüzünde soğukkanlı bir gülümseme beliriyor... Biraz önce çılgınca feryat eden kadın, alnında bir delik ile gözleri açık yerde yatıyor. Artık bütün köylüleri mengeneye tıkayan çete mensupları, kapının önüne yığdıkları çalı ve odunları ateşe veriyor. Mengene tutuşuyor ve her bir tarafından dumanlar fışkırıyor. Atlı çetenin her biri, prese sokmadıkları kızlardan birini terkisine alıp atını mahmuzluyor ve gecenin karanlığında kayboluyorlar. Mengenenin küçük penceresinin arkasında, köylülerin nefes alabilmek için pencere kenarına yığıldıkları görülüyor. İçerden çocuk ağlaşmaları ve dumandan boğulmak üzere olan insanların öksürüklerle karışık feryatları işitiliyor. Birileri pencerenin demirlerini kırmaya çalışıyorlar, ama çok geçmeden pencereden çıkan duman onları örtüyor. Kısa bir süre içinde alevler dört bir tarafı sarıyor...

DIŞ. DAĞ BAŞI - GÜNDÜZ
Sıcak bir sonbahar günü. Kanyon vadinin kayalıklı yamacının tepesinde, silahlı bir grup eşkıya, belirli aralıklarla sıralanmış dikiliyor. Eşkıyalardan her biri, ikide bir küfürlü naralar atarak ateş ettikleri yer atış menzilinin dışında olacak ki havaya rastgele ateş ediyor. Kanyonun başka bir yamacında ise, kayaların arkasında içi saman dolu kuklaların yanı sıra birkaç kişilik bir grup, eşkıyanın kasabaya girmesini engellemek için nöbet tutuyorlar. Bu sırada kayalardan birinin arkasında tünemiş olan Mahmut, kirli beyaz başörtüsünün kenarıyla alnındaki ter damlacıklarını kurularken, ellerinde yiyecek ve çömlek su testisi taşıyan iki kişi kayalıklı yamacı tırmanıyorlar. Gelenlerden Cemil, kayanın üzerine çıkıyor ve elini yanağına dayayarak bağırıyor:

CEMİL- He he heeeyy!.. Heh heeeyy!..

Mahmut ayağa kalkıp elini gözlerinin önüne siperlik yapıyor ve sesin geldiği yöne bakıyor. Bu arada koşarak bir kayaya tırmanan Haydar elini yanağına dayayarak gelenlere karşılık veriyor:

HAYDAR- Ho ho ho hovvv!.. Bu tarafa, bu tarafaaa!..

Karşı yamacın sırtında bulunan çete mensupları, sözleri anlaşılmayan bir küfür furyasının ardından silahlarını ateşliyorlar. Nöbetçilere yiyecek ve çömlek bir su testisi taşıyan Cemil, arkadaşıyla kayalıkların arasına geldiklerinde taşıdıklarını bir kayanın gölgesine bırakıyorlar. Cemil karşı yamaca bakıp mırıldanıyor:

CEMİL -Bugün epey kalabalıklar, şeytanın bereketi...

HAYDAR –Kulak asma... ellerinden bir şey gelse, hiç bekler miydi, it sürüsü?..

Bu sırada nöbet tutanlar bir daire şeklinde yere bağdaş kurup oturuyorlar. Haydar besmele mırıldanarak sofrayı açıyor ve böylece yemek yemeye başlıyorlar. Sofraya oturanlardan biraz yaşlıca olanı, tandırda pişirilmiş darı ekmeğini parçalara ayırarak her birine uzatıyor. Diğerlerinin elleri aldıkları ekmek parçalarının içine çökelek ezip yerleştiriyor ve kuru soğanla birlikte iştahla yiyorlar. Yemekten payını alan Mahmut, biraz öteye çekiliyor ve kayanın dibine çömelerek sessizce karnını doyuruyor.Bu sırada çömlek testiden su içen Haydar, birşeyler mırıldandıktan sonra, biraz ötede sigara saran Cemil’e sesleniyor:

HAYDAR -Anlat hele, bre Cemil. Kasabada vaziyet nasıl, kim öldü kim kaldı?..

Cemil, sigarasını diliyle ıslatıp yapıştırırken Haydar’a cevap veriyor:

CEMİL -Vaziyet aynı, değişen bir şey yok... Osmanlı seferberlik ilan etti edeli, eli silah tutan firar edip eşkıyalık yapıyor.

HAYDAR- Yapma yahu... şimdi anladım çakal sürüsünün çokluğunu. Demek firar eden bunlara katılmış... Hep böyle olagelmiş Cemil, hep altta kalanın canı çıkar zaten... Haydar lafını bitirmemişti ki, karşı yamaçtan bir küfür furyasının ardından tekrar tüfekler patlıyor.

HAYDAR -(devam) Yine analar ağlayacak, desene... Nice kadın dul, nice çocuk da yetim kalacak...

Bu sırada Mahmut, çömlek testiyi alarak ağzına değdirmeden ayakta su içiyor... Testiden dökülen su Mahmut’un ağzından taşarak göğsüne doğru akarken, karşı taraftan rastgele sıkılan kurşunlardan biri testiye isabet ediyor ki, testi Mahmut’un elinde parçalanıyor. Mahmut, irkilerek şaşkınlıkla elinde kalan testi kulpuna, sonra da sinirli bir ifadeyle karşı sırta bakıyor ve arkadaşlarının şaşkın bakışları altında bir ok gibi fırlıyor. Bir kayaya dayalı tüfeğini kaptığı gibi koşarak yüksekçe bir yere tırmanıyor ve tüfeğini karşı sırta doğrultuyor. Mahmut’u durdurmak için fırlayan Haydar, birkaç adım attıktan sonra ona sesleniyor:

HAYDAR (devam) İn oradan Mahmut! Kazara seni de vururlar. Hem menzil dışındalar, ateş etme mermiye yazık...

Mahmut, tüfeğini sağ omuzuna dayayıp uzun uzun nişan alırken alnında birikmiş ter damlaları şakağından aşağıya süzülüyor. Bu sırada kamera namluyu takip ederek namlunun ağzına dönüyor ve namlunun ağzından girerek karanlığa bürünüyor.

Sinema ve TV eserlerinin ortaya çıkışı üzerine
İzlediğimiz yapımların kamera arkasında zahmetli bir ekip çalışması olduğunu hepimiz az çok biliriz.Yılın her günü beyaz ekran ve beyaz perdeye yansıyan yapımların bir çoğunun setleri artık meraklılarını misafir etmeye başladılar bile. Uzun ve detaylı bir çalışmanın ise daha önceden başladığını bilmemiz gerekir. Yani bir sinema filmini hayal etmek!

Bir role hayat veren oyuncuların, o rolü iyice özümsemesi için karakterlerin olgunlaştırılması; sahnelerin dekor, kostüm ve mekanının gerçekleştirilmesi ve ya uyarlanması başta gelen ayrıntıları oluşturuyor. Açıkçası her şey bir hikayeyi gözümüzde canlandırmaktan geçmekte. Bu konuda senaristlerin payı oldukça büyüktür. İzlediğimiz ortalama 90 dakika ilâ 120 dakikalık bir filmin her karesini sıfırdan yaratmak oldukça eğlenceli ama bir o kadar da yorucu bir iş olsa gerek ve tüm bu tasarıyı kalem ve kağıtta gerçekleştirmek mucizevi yolculuğun anahtarı durumundadır.

Gelelim bir sinema yahut dizi filmin nasıl bir düzenleme üzerine kurulu olduğuna. Aşağıda verilen örneklerde de görüleceği gibi haftanın her günü ekranlara kilitlendiğimiz, reyting rekorları kıran filmlerde senaryo nasıl bir öneme sahip?

Yakın dönem Televizyon tarihine damga vuran tarihi drama dizisi “Muhteşem Yüzyıl”’da verilen örnek senaryoda olduğu gibi oyuncuların kostümlerinden tutunda dönemin yaşam tarzına dek her ayrıntı özenle tasarlanmıştı. Üst düzey oyunculuklar ve senaryo ekibinin titiz çalışmaları görsel bir şölen yarattığı gibi bir çok açıdan da büyük bir prodüksiyon/ yapım çalışması günlerce gündemi meşgul etmişti.Osmanlı İmparatorluğunun en şaşaalı döneminde, bilinen dünyanın en geniş sınırlarına ulaşmasına neden olan Kanuni Sultan Süleyman’ın çevresindeki saray entrikaları yer almaktaydı. Ayrıca onun damadı, yakın dostu ve sonrasında onun dengi haline gelip vezir-i azam’ı olan Pargalı İbrahim Paşa gibi karakterlerle şekillenmiş görkemli bir yapım izlemiştik.

Okunma 755 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 21 Ocak 2017 10:07

Ortam

{com/watch?v=QJQZbP7OTC4remote}http://www.tiyatroevi.com/https://www.youtube.com/watch?v=QJQZbP7OTC4{/com/watch?v=QJQZbP7OTC4remote}

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.