Tiyatroda Ses ve Dil nedir?

SES VE OYUNCULUK

Tiyatroda ses ve vucut dili birleştiğinde ancak bir karakter yaratılır. Özellikle iyi bir karakter için eğitimli sesin yine eğitimle vucut diliyle bütünleşmesi gerekir. Ses oyuncunun kişiliğini yansıtan en önemli parçalardan biridir.

Oyuncunun performansını belirleyen, seyirci önünde varolmasını sağlayan öncelikli noktalardan biridir. Bu nedenle oyunculuk yolunda sahneye çıkmayı düşünen kişi ses eğitimine çok önem vermelidir. Ses sadece tiyatro da değil bir çok sanat dalında öne çıkan etkileyiciliği belirleyen birşeydir. Ses eğitimi bir çok başılıktan oluşmakla beraber, Türkçenin özellikleri, doğru nefes almak, sesin etkili kullanımı, vurgu, tonlama, ulama, durak, sık yapılan yanlışlar bazı alt başlıklardır.

Bir oyuncunun sesine gelince bunun için çok şey gereklidir.

1- Vucut ve sesi birlikte uyumu

2- Uygun vurguyla fırlatmak

3- Geçerli zamanlama ve durumları saptamak

Oyuncu hem ses hemde vucut için gerekli olan maksimum ve minimum sınırları kendi saptar. Rol için oyuncu kendi olmaktan uzaklaşmalı ses gevşemesini gerçekleştirmelidir.  Çünkü gerginlik ses için negatif bir etki yaratır ve sesin boğuk çıkma tehlikesi oluşur. Oyun öncesi kostümle teknik prova yapılır ve olay sadece ilk performansta bitmez, önemli olan kollektir emektir. O nedenle oyuncu kendi performansından sadece kendisi adına değil aynı zamanda tüm oyun adına sorumludur. Çünkü onun performansı diğer etken ve kişilerin emeklerinin sonucunu da belirleyebilir.

Psikolojik rahatlama ve kendine güven oyuncunun oyunun sonuna kadar enerjisini koruması ve kullanması, yeteneğini sergilemesi adına çok önemlidir. İyi bir oyuncu, kişisel hayatında olan ruhsal ve fiziksel durumları performansına yansıtmamalı ve sürekli kendini geliştirme çabası içinde olmalıdır. Provaların süresi ve yoğunluğu ya değişkenliğinin oyuncuyu zor durumda bırakmaması ancak oyuncunun önceki sıkı çalışmalarıyla mümkündür.

Günlük düzenli olarak yapılan egzersizlerde diksiyon açıcı temrinler ve tekerlemeler çalışılır. Genetik olarak gelen beceriler tek başına yeterli gelmeyebilir, oyunculuk anlayış, yorumlama, görme ve sezgi gücü gerektirir. Oyuncu rolün duygusallığını ve ruhunu estetikle yoğurarak yansıtmalıdır. Ses eğitimi için tiyatroevi.com'un oyunculuk bölümündeki ses eğitimi makalelerinden faydalanabilirsiniz.

 

DİL NEDİR? DİLİN TANIMI

Dil 4 tane unsurdan, ses, hareket, şekil ve renkten oluşur. Dil toplumu birleştiren varlığı olmazsa olmaz bir köprüdür. Toplumsal olduğu gibi bilim ve sanatların hepsinin bir dili vardır. Mesela tıp dili, hukuk dili, arkeoloji dili gibi... Dilin gelişmesi de toplumun gelişmesiyle doğru orantıda gider.

Dil, iki farklı görüş açısı altında tanımlanabilir:

1 - İnsanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dil, kelimelerden oluşan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletişim biçimlerinin yanı sıra insanların en etkili iletişim şekli olan sözlü iletişimi tanımlar. Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve sözcükler aracılığıyla veya işaret dilinde olduğu gibi işaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır (“İşaret dili” ile karşılaştırınız). Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal işaretlerle veya Lorm’lar aracılığıyla aktarılır. Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletişim mümkündür (“Yazı dili” ile kıyaslayınız. Konuşma dilinin ve yazı dilinin tanımları). Dil, anlambilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, sözcüklerin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır. Bir dilin en küçük parçası sözcük, jest veya seslenmedir. Konuşmacıda olan hemen hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletişim sağlanmış olur. Bu bakımdan sözcükler bilinçli olarak seçilmiş sembollerdir ve aynı şekilde istence bağlı düşüncelerdir. Örnek olarak Edward Sapir’in dil tanımı şu şekildedir (1921): “Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. ”
   

2 - Mutlak anlamda dil, düşüncenin ve dünya görüşünün iletişim aracı olarak tanımlanır. İlk olarak Wilhelm von Humboldt’un yaptığı gibi bu tanım, dilin insanların bütün karmaşık etkinlikleri ve düşünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır. Dil insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine dünyadaki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak oluşturulur. Nesneler ve durumlar dünyanın dilsel olarak kavranışı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüşürler. Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için dünyada bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı. O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir dünyada hayvan gibi yaşamamıştır. İnsanlar bu dünya üzerinde başlangıçta bütünleyici olarak ve zaman zaman dil aracılığıyla anlaşmıştır, hatta dil ile iç içe yaşamıştır. Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder. Bu yaklaşım da dilin olgusu karşısında bir iletişim aracı olarak bulunur. (Martin Heidegger, Ernst Cassirer, Hans-Georg Gadamer).

Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir araçtır; dil kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlıktır. Dil bir milleti birleştiren, koruyan ve o milletin ortak malı olan sosyal bir müessesedir. Dil yüzyıllar boyu gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur. Dil seslerden örülmüş bir ağ niteliğindedir. Dil temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir sistemdir.

Dil diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eder ve sosyal bağlarımızı düzenleyen bir araç olarak hayatımızın her safhasında bizlerin yanında bulunur. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde dil ile iç içe yaşarız. Dil doğuştan bilinemez. İnsan ilk aylarda ağlamalar, taklitler, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun anadilini uzun bir sürede öğrenir. Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılık olduğunu anlamaya başlayarak dil öğrenimine adım atar.

Dil her zaman insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan zekâsının ve insanda sınırsız olan duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları insanın kendi benliğinin dışına ancak dil ile aktarılabilir. Bu bakımdan dil ile düşünce iç içedir. İnsan dil ile düşünür ve yaşar. Dilin gelişmesi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.

Konuşma : Genel bir ifadeyle insanoğlunun düşünce, his ve arzularını karşısındaki diğer kişiye veya bir topluluğa anlamlı seslerle anlatmalarını konuşma olarak adlandırıyoruz.

Yazı Dili : Bir kelimeyi heceyi veya kelimenin her hesesini gösteren görme işlevimize hitap eden simge ve işaretler sistemidir. Yazılı eserlerde görülen dildir.

Okunma 3583 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 12 Ağustos 2015 13:01
Bu kategoriden diğerleri: Ses Bilgisi - Türkçe Sözcük Bilgisi »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.