Ben şimdi, senin ellerinden tutup, bu şenlikli caddenin ışıklı bir mağazasından, sana bir gömlek alabilirdim.
Sen benim ellerimden tutup, bak işte İstanbul diyebilirdin.
Ama şimdi bu şehirde, bu caddede oturmuş seni düşünüyorum, seni arıyorum, seni bulmak istiyorum, seni talep ediyorum.
Ölümü konduramıyorum, yitip gitmeni kabullenemiyorum; takvimin saçlarımı aklaştırmasına kim aldırır, ben senin kaybedildiğin günkü gibi durduğunu biliyor, o halinle dönüp gelmeni bekliyorum.
Ama bu haksızlık; annendim, babandım, sevgilindim, çocuğundum, çocuğumdun; ama bu büyük haksızlık. Ölmüşsen, öldürülmüşsen... Hayır, bunu kabullenemem. Nazım Hikmet senin için yazdı, benim için yazdı biliyorum; “Ölümün adil olması için, hayatın adil olması lazım...” Haydi, çık gel; burada hergün çoğalan sızılar gibi bekliyorum...
Senden sonra, çok ıssız kaldım; senden kalan o büyük boşlukta yürüdüm, bekledim, yürüdüm ve yine bekledim. Buraların yabancısıydım, buralarda dilimi anlayan yoktu; kalbimle ve bir de gün geçtikçe sararan fotoğraflarınla konuştum.
Senden sonra, ne çok gürültü; birşeyler söylediler, birşeyler yaptılar, birşeylere niyetlendiler. Belki iyiydiler, belki kötü. Belki dosttular, belki düşman. Belki yakındılar, belki çok uzak. Ben yalnızca baktım, ben yalnızdım, ben yalnızlığımın içinden onlara baktım...
Ama bak, işte yeniden dönüp geldim, dönüp gelirsin diye. Neredesin, bana ses ver. Haydi, çık gel, ben hep buradayım. Nerede olduğunu bilmiyorum. Beni sorarsan... Ben hep seninleyim. Buluşsana benimle, o anlatılmaz yalnızlığımın tam ortasında! Galatasaray Meydanı diyorlar, yalan! Her gün yeniden başlayan yangınımın, en yakıcı harındayım... Gelsene.
Kanını akıttılarsa, al, kanım senindir; sen benim kanımsın, yeniden doğururum ben seni. Ben senin annenim.
Ruhunu söndürdülerse kahrolası zamanlarda, al, ruhum senindir; sen benim ruhumsun, yeniden başlatırız baharı. Ben senin sevgilinim.
Düşlerini çaldılarsa kör kuyularda, al, düşlerim senindir; sen benim en güzel düşümsün, yeniden başlatırız en güzel masalları. Ben senin, başı okşanması çok görülmüş, hor görülmüş çocuğunum.
Bir babayım belki, cebinde sana vereceği son harçlığı hala saklayan. Haydi, gel topaç al, şeker al, bir uçurtma uçur saçlarımdan. Ben senin arkadaşınım.
Çık gel, utandıralım cümle evreni. Al gel, bütün kaybedilmiş çocuklarla birlikte çık gel, utansın insanlık. Utansın cinayetlerinden, utansın işkencelerinden, utansın bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz nice ölümlerden...
Bu umutla buradayım. Bu inatla burada olacağım. Böyle böyle çoğalacağım; yok ötesi, yok tahammülü, yok kalbimin hoşgörüsü. Ben seni geri istiyorum, ben seni yeniden talep ediyorum, ben seni inadına inadına bekliyorum.
Çocuğum, sevgilim, arkadaşım...
Sen gelene dek bekleyecek, seni geri alana dek burada bekleyeceğim! Çünkü benim nicedir kanayan bir adım var artık. Benim adım Cumartesi...
Bademler, 1 Haziran 2009



