KİMLİK BİTTE

e-Posta Yazdır PDF

Ferhan Şensoy’un, “Darbe istiyorum” dediği iddiaları haber sütunlarında neredeyse bir haftadır dolaşıyor. Söyledikleri oyun mu, essah mı pek belli değil…
Biz elbet bir insan, lafını tereddüde yer bırakmayacak biçimde berrakça söylemedikçe, “darbeci” diyerek günahını alacak değiliz… Ama darbe isteyenlere bazı şeyleri anımsamakta yarar var….
 
***
Yıl 1986. Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ı “İçimden Tramvay Geçen Şarkı” oyununu oynuyor. Türkiye’de Ferhan Şensoy’un şimdi, sahnede “12 Eylül Kenan Evren’in resim zevki için yapıldı” diyerek küçümsediği, beğenmediği askeri diktatörlük hüküm sürüyor…
İçimden Tramvay Geçen Şarkı’da Nazi subayı ve SS'leri rolündeki oyuncular, Aralık 1986’nın bir günü Nazi giysileriyle İstanbul Beyoğlu, İstiklal Caddesi’ne çıkıp gelip geçenden kimlik sormaya başladılar…
Alman faşist döneminin filmlerinde gördüğümüz o sert edayla, bir faşistin baskıcı manyaklığını en iyi yansıtarak…. Ve evet, Almanca sordular:
“Kimlik Bitte!”
 
***
Ülkem benim.
Silah ruhsatı olan köpeklerin daha iyi yönetebileceği günlerden geçiyordu… Çünkü köpek basiretlidir… Sevgiyi, insan duygusunu, bakıldığı yerin kıymetini bilir… Vefalıdır, zekidir, dosttur… Cunta yönettiği ülkeyi değil, Amerika’yı seviyordu, onun emrindeydi, ona sadakat besliyordu…
 
***
İstiklal Caddesi’nde kimlik sorulan neredeyse herkes kimliğini gösteriyordu… Hatta kimileri tiyatrocular sormadan, kokuya bulanmış, karakter düşkünü o yardakçı gülüşüyle daha beş metre uzaktan kimliğini hazırlayarak geliyordu oyuncuların önüne…
Tam cuntacıları istediği insan tipi. Tam bu nedenlerle yapılır çünkü askeri darbe…
Darbe yapanlar halkı sevmezler, devleti (=Kendilerini) severler çünkü.
 
***
Ferhan Şensoy, Amerikalıların o müthiş söyleyişiyle “Tam olarak” yeni bir darbeyi istiyor mu? Bilmiyoruz… İddialarda geçen laflara bakarsak, 12 Eylül’ün biraz “eskidiğini” sezdiriyor… Elbet salt sezgiyle, “bu adam darbe istiyor” diyerek kimseyi itham edemeyiz…
Ama korkuyoruz.
Türkiye’de bazı sanatçılarda böyle bir yan var çünkü… Neler görmedik ki, “Kürtler kısırlaştırılsın” diyerek MHP’nin kapısında namaz kılan Erkin Koray gibi Rockçular, katillere danışmanlık yapan “bilim insanları,” orduya yağcılık yaparken sanatını unutan nice adamlar ve kadınlar gördük…  Korkuyoruz…
 
***
Halka kimlik soran Nazi subayı kıyafetli oyuncular sadece erkeklerden oluşmuyordu…
Şimdi arşive girecek zamanım olmadığı için akıldan sayacağım, – unuttuğum ya da yanlış yazdığım sanatçılardan peşinen özür dileyerek– Celal Bilgili, Canan Yüksek, Haluk Zülfikar, Boran Kaya, Tanya Taşçıoğlu, Arzu Bigat gibi kadınlı erkekli bir grup, dizlerine kadar deri Nazi çizmeleri ve kollarında SS armalı bantlarla… Gelip geçeni, neredeyse eksiksiz genel bir aramadan geçiriyordu…
“Kimlik Bitte!” diye bağırarak…
Sonra da bunun “bir tiyatro oyunu, bir şaka olduğunu” söyleyerek salıyorlardı…
 
***
Ülkem benim… On binlerce gencine işkence edilen, cezaevi avlularında art arda darağaçları kurulan ülkem… İşçilerin fabrika önlerinde askeri nizamla işyerine sokulduğu, o nizamla çıkmaya zorlandığı ülkem… En küçücük subayın bile halkın arasında omzu kalabalık bir general gibi dolaştığı; “astığım astık, kestiğim kestik” dediği ülkem…
Silah ruhsatı taşıyan sırtlanların bile daha adaletli yönetebileceklerini akla getiren günlerden geçiyordu…
Sırtlan, evet sırtlan hiç olmazsa kendisi için ister, kendi payı için dövüşür… Onlar, cuntacılar ülkemizin her şeyini dağıttılar… Şimdi eğitimden sağlığa, iş güvencesinden emekliliğe, kamu hizmetlerine kadar emekçilerin elinden giden her şeyin, ama giden her hakkın zeminini attılar… Cunta özelleştirmecilerin cuntasıdır, işçilerin işini elinden alanların.
Ülkem çökmüş, sinmiş, büzüşmüştü…
Kimliği Nazi subaylarını oynayan o sanatçılara gösterdiği kâğıttan ibaret hale getirilmek isteniyordu… Korkan, boyun eğen, tiksinse bile susan bir halk... Başka bir kimliği, halk olma bilinci kalsın istemiyordu çünkü cuntacılar…
 
***
Ortaoyuncular oyunlarına gelen insanlara salonun kapısında bilet sorarken de aynı şeyi yapıyordu “Ticet Bitte!” demiyorlardı, bağıran Nazileri oynuyorlardı:
“Kimlik bitte!”
İnsanlar bileti mi versin, nüfus cüzdanını mı çıkarsın şaşırıyordu…
Tiyatroya gitmenin bile büyük bir cesaret işi olduğu günlerden geçiyordu çünkü ülkemiz… Evet, yanlış yazmıyorum. Tiyatroya gitmek suçlamasıyla yıllarca zindanda tutulabilirdi insanlar… Cuntaydı, karanlıktı, faşistti…
Şaşırıyordu insanlar, tedirgindi… Oynuyordu İçimden Tramvay Geçen Şarkı’nın oyuncuları, eğleniyor, üzülüyorlardı.
 
***
Ferhan Şensoy’a kesinlik kazandırarak söylemediği bir şey için söz söylemek yakışık almaz. Ben söylenenler doğru mu diye, Ortaoyuncular’a telefon açtım ama kendisine ulaşamadım… Ama darbeperverlere anımsatmak zorunluluktur…
Darbe günleriydi, ülkenin ilerici aydınları hapislerdeydi… Sorguda, falakada, Filistin askısında… Kan ve çamur dolu hücrelerde ekmeğini lağım fareleriyle paylaşmak zorunda kalıyordu… Doyurmazsa o fareleri, bir anlık uykuda o fareleri yerdi adamı çünkü… Üniversite berbattı. YÖK’tü… Nokta dergisinin o harikulade kapağında olduğu gibi İhsan Doğramacı pantolonunu sıyırmış üniversitenin üstüne, kimliğine, bilimine pisliyordu…
Sosyal bilimciler askeri diktatörlük altındaki Türkiye’nin ne denli bir kimlik ve kişilik çöküntüsü yaşadığını saptayacak durumda değildi, saptasalar bile söylemek, hapis ve işkence demekti…
Cuntaydı… Soğuk, katı bir karanlıktı
 
***
 Ortaoyuncuları Nokta dergisi izledi… Yanılmıyorsam oyuncu Ezel Akay’dı ve sanırım yıl 1987’di…
Oyuncu elindeki megafondan Yeni Camii’nin arkasındaki parkta oturanlara bağırdı:
“Derhal ayağa kalkın!”
Kalktı insanlar, kimi hazırola geçti. Bir başka iskele meydanında bağırdı siyah pardösülü ve megafonlu adam:
“Çökün!”
Çöktü insanlar… Zaten çöküktüler, dizlerinin üstünde süründürüyordu cunta ülkeyi…
Beyoğlu’nda bağırdı siyah pardösülü adam:
“Herkes sıraya girsin, sayım var!”
Girdi insanlar sıraya… Sayılmadılar amma…
Şişli’de bağırdı aynı ses:
“Herkes duvarı tutsun! Ölçüm var!”
Tuttu insanlar duvarı… Ölçülemedi ama düşmüşlüğü, endişeli kırıklığı, korkusu….
 
***
Devamını Nokta dergisinden arkadaşlarım anlatmıştı… Ağırdı…
“Bir fabrika kapısında işçilere komut verildi:
' İçeri girerken herkes parmak bassın şu kağıda...! '
İşçiler parmak basarak girdiler fabrikaya...
Beyaz önlüklü, lastik eldivenli bir kadın gazeteci, fabrikanın içindeki kadın işçilere bir komut verdi:
' Herkes soyunsun, bekâret muayenesi yapılacak! '
Kadın işçilerin çoğu soyunmaya başladı.”


***
Yıl 2009 AKP’ye kızıp orduya sarılan aydınlar…
Türkiye’ye giydirilen ırkıçı, şoven kimlikle, 30 yıldır çocuklarımız dağlardan ölü geliyor… Kentlerimiz, sağımız solumuz bu korkunç kimliğe sığınarak girdikleri savaştan sakat, ruhsal çöküntüyle dönenlerle dolu…
Emekçiler çalışanıyla, emeklisiyle utanılacak hallerde… İşsizlikte rekor… Gençlik geleceksizlik buhranıyla baş edemiyor…
 
***
Cunta, darbeyi “ihtiyaç” sayan sevgili insanlar, cunta bütün bunları “Atatürk” diyerek yapıyordu. “Atatürk’ün ilkeleri” diyerek bütün kışlalar inliyordu.
İnliyordu ülke. İnliyoruz çünkü bitmedi cunta hâlâ…
 
***
AKP’yi elbette sevemeyiz. Amerikancı çünkü… Ama dünyanın en kötü AKP’si inanın bana cuntadan iyidir… Halkın seçimini anlama olanağı, demokrasi ümidi vardır çünkü… Yeryüzünün en kötü AKP’si darbeden, darbecilikten yeğdir… Çünkü AKP’yi seçmek istemeyen büyük çoğunluğa doğru isteklerle, emek bilinciyle, bilimle, insanlıkla, değiştirme özlemiyle gidebilme olanağı vardır… Aynı dürüstlükle, dünya sevgisiyle, inanç saygısıyla AKP’yi seçenlere de erişebiliriz…
Ama darbe?
Darbe faşisttir ve insanı insanlığından çıkartır, maymun haline itekler… Kesif karanlıktır…
 
***
AKP’yi elbette sevmemeliyiz…
Darbe isteyenlere “Kitle Psikolojisi” kitabının yazarı Gustave le Bon’un 110 yıl önce söylediklerinden filan söz edecek değilim. Bilirim âlim insandır çoğu…
Ama unutmamalıyız ki AKP bizi 12 Eylül faşizminin Anayasa’sıyla yönetmektedir. AKP de zira bir cunta dönemi ürünüdür. Demokrasi olmayan ülkenin ürünü… Ve bu 82 Anayasa’sı korku kültürünün maddeleriyle doludur…
 
***
Siz siz olun ışıklı, insanca, sanatkârane şeyler düşünün gene de…
Kalbinizi bozmayın e mi?
***
Barış sanatımız olsun!

Son Güncelleme ( Perşembe, 27 Ağustos 2009 00:16 )  

ETKİNLİKLER

Su anda aktif bir etkinlik yok

YAZARLAR

Tevfik Taş

Yazarın Son Ekledikleri

 Yazarın toplam 1 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (1)
Sitemizin yeni şeklini nasıl değerlendiriyorsunuz?