
Amsterdam'da 25 yıl önce bir Mayıs sabahı provaya gitmek üzere hazırlanan Vasıf Öngören, o sabah acep neler düşlüyordu?. Elinde henüz tamamlayamadığı bir oyun metni “Yeni Nesil”, yanı başında birlikte çalıştığı müzikçi Tahsin İncirci'yle prova yapmak üzere yollara düşecekti.
Tam kapıdan çıkmaya hazırlanırken kalp krizinin onu durduruşuyla yere yığıldı. Nazım Hikmet'i de, Bertolt Brecht'i de vurup geçen o kalp krizi. Her üçü de yürekleri çok önemli işler üretmek üzere çarparken onlara acımasız darbeyi indiren kalp krizi. Hem de yaşları henüz kırk ve altmış civarındayken.
Yaşam önümüzden akıp gider. Kimimiz farkında bile olmayız olup bitenin. Kimimiz bakarız ama olup bitene bir anlam veremeyiz. Kimimiz anlarız olup biteni “ne yapalım” diye düşünüp kalırız. İçimizden birileri ise hem olup bitene bakar, hem de onun gelmişine, geçmişine, geleceğine bakarak yorumlar yapar, o süreci anlatan yapıtlar üretir.
Aradan geçen uzun zamanın sonunda yaşanana, insana ilişkin seller aktıktan sonra kalan kumlar, yazarın ürettikleridir. İnsanın insanla ilişkisine dair, döneme dair, yaşanana dair tüm izler orada durur. Dünü anlayıp bugünü yorumlamak ve yarına dair yol arayan herkes yazarla buluşmak onu okumak anlamak için kolları sıvar.
Bu açıdan bakarsak yazar Vasıf Öngören kısacık ömründe (46 yıl) ülkemizde yaşanana ve insana dair çok önemli yapıtlar bırakmıştır. Vasıf Öngören’in oyunları 60’lı yıllardan bugüne insanımızın yaşadığı sürecin trajik öyküleridir adeta.
Oyunlarında kurguladığı dünyada, sahneye çıkan ve çıkamayan yüzlerce insan figürü karşımızdan akar, geçer. Kimi doğrudan olup bitenin sorumlusudur, kimi mağduru. Kimi sahnede görünmez, varlığı oyunun tek bir satırında geçse de yaşananın önemli bir parçasıdır.
Vasıf Öngören bütün bu insanları alır akıp giden zaman sürecinde değişen yüzleriyle karşımıza koyar. Onların “harikulade” serüvenlerini ve değişimlerini büyük bir eğlenceyle izleriz.
Kim sürecin başında neyi savunurken nereye savrulur, kim nerede ayak diremeye çalışırken başına ne haller gelir.
Öngören olup bitene ağıt yakmaz, “keşke” diye tarih yazmaz, “böyle gelmiş böyle gider” de demez, anlatır olayların ve insanların dört bir yanında dolanarak.
Yolunu “canlı gerçek”ten geçirir. Öğretinin ışığıyla bakar ama öğretiyi öğretmeye kalkmaz. Bu basit bir yöntem gibi görünürken aslında oldukça zor ve çetrefillidir. Bilgi, görgü birikimi gerektirir.
60’ların değişen Türkiye’sinde tiyatroyla uğraşır Vasıf Öngören. Bir derginin kapağında çıkan fotoğrafını anımsıyorum. Beyazıt’ta 27 Mayıs darbesine giden günlerde meydanda olup bitene bakmaktadır Öngören. Tam önünde vurulmuş bir genci götürmektedirler. O da bir yanıyla eylemin içindedir diğer yanıyla soru dolu gözlerle bakmaktadır olup bitene.
O soru dolu gözlerle bakan adam, alır eline kalemi, gideni ve gelmekte olanı -ön sezilerle alelacele saptamalar yapmadan- bir bilim adamı titizliğiyle incelemeye koyulur.
Örneğin 60'lı yılların başında Almanya’ya katar katar emekçi taşıyan trenlere bakar. “Almanya Defteri”i oyununda çöküp gitmekte olan süreç içinde elinde hiçbir şeyi kalmayan bir sosyal sınıfın sürüklenişinin trajik öyküsünü anlatır.
Sıradan, masabaşında öylesine aklına gelip çiziktirdiği bir oyun değildir “Almanya Defteri”. Bir Türkiye, bir Almanya yanından bakılarak yazılmıştır. Emekçilerle haşir neşir olmuş bir yaşantının zengin ışığıyla üretilmiştir.
Brecht tiyatrosunu öğrenmek için oyuncu Nuran Oktar’la Almanya’ya doğru yollara düşmüştür Öngören. Orada her türlü işte emek harcayarak bir yanda Brecht tiyatrosunu öğrenirken öte yandan da oraya gelen emekçilerin serüvenlerini yakından inceler. O ellerde sırf Almanya Defteri’nin Recep Usta’sı ve aile efradı değil “Asiye Nasıl Kurtulur” un Asiye’leri, Zehra’ları da çıkar karşısına.
“Asiye Nasıl Kurtulur” ülke tiyatrosunda bir dönüm noktasıdır. Herşeyin alınır satılır olduğu bir dünyanın ortasında kalan insanın trajik durumunu süreç içinde inceler. Burjuva dünya görüşü, ahlak değerlerini sorgular Öngören. Onların ipliğini pazara çıkarır.
Emek güçlerinin kendi örgütünü, “omurgası”nı yaratmaya çalıştığı yıllarda Öngören de oyunuyla sistemi ve onun insan üzerindeki baskısını, sömürüsünü ve oynadığı oyunları sorgulatmaya çalışır izleyiciye.
“Oyun Nasıl Oynanmalı” da ise 70’lerin Türkiyesi vardır karşımızda. Bir yanda ekonomik omurgasını oluşturma yoluna girmiş, hakkını aramaya soyunan emekçi kitleleri, öte yanda bireysel kurtuluş uğruna anasını bile “satmaktan” çekinmeyen Seviller, onlara olta uzatan Kudretler vardır sahnede. Öngören bu ikilemi eğlenceli bir dille anlatır ve bireysel kurtuluşun çıkmaz yollarında ömür tüketen küçük burjuvaların yaklaşımını sorgular ve sorgulatır.
Son oyunu “Zengin Mutfağı” uzun bir yolculuğun sonucu yazılır.
60’lı yıllardan bu yana dikkatle incelediği, üzerine okumalar yaptığı faşizm, ülkede azgın dişlerini ortaya çıkarmış ve emekçi mücadelesinin önüne dikilmiştir.
1976 da kurduğu “İstanbul Birlik Sahnesi”nde sahnelenen “Faşizmin Korku ve Sefaleti” oyunun hazırlık günlerinde topluluk içinde yapılan faşizm tartışmalarında özgün tahlilller üreten Öngören, 1977 genel seçimlerinde oyunu 1 milyon seviyesine çıkartan faşist partinin yükselişi karşısında edilgen kalmaz ve zengin mutfaklarının artıklarından faşistlerin nasıl beslendiğini anlatan bir oyun kaleme alır.
Faşistler oyunun oynandığı tiyatroyu bombalayarak susturmak isterler onu.
“Zengin Mutfağı” oyununun fonunda omurgasını, örgütlülüğünü oluşturma yolunda adımlar atan ülke emekçileri, önde ise mutfaklarda beslenen emek düşmanı maşaların ve arada kalanların öyküsü vardır.
Öngören’in basılan dört oyunu mevcut. Fakat bir de dilden dile dolaşan metni ortaya çıkmamış bir dolu da oyun projeleri var.
2003 yılında Öngören'in kızı oyuncu Aslı Öngören ve İstanbul Sahnesi’yle yaptığımız Almanya turnesinde yarı yazılmış, anlatımlarda kalmış bu oyunların öykülerini dinledik onun dostlarından. Kimilerinin müzikleri bile bestelenmişti. Besteci Tahsin İncirci “ Yeni Nesil” oyunun müziklerini verdi bize.
Yazar Vasıf Öngören en azından oyunlarıyla bize büyük bir hazine bırakırken yönetmen ve kuramcı Öngören’e ilişkin daha az malzemeye sahibiz. Onunla çalışan bir dolu tiyatrocunun anlattığı parça parça aktarımlar ve yazılı notlarda bugün sahnelerde örneğine rastlayamadığımız bir tiyatro insanı, bir yönetmen modelinin izleri var.
Vasıf Öngören’in kuramı pratiği ile içiçedir. Öngören, kimi kuramsal sözleri alıntılayıp yinelemek yerine kuramını pratiğin içinde ülkenin özgül koşullarında yoğurup var etmiştir. Yani kimileri gibi kuramsal ve estetik “ithalatçılık” yapmamış aksine öğretiyi önündeki karanlığı aydınlatmak için kullanmış, oradan yeni sonuçlara ulaşmıştır.
Vasıf’ın Politik duruşu ile politik serüveni değişik yollar izler. Duruşu emeğin safındadır ve yolunu sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya olarak çizmiştir. Politik serüveni ise 68’in ve 70’lerin ortamından etkilenmiştir. Bulunduğu politik ortamlarda ise “uyaroğlu” olmak yerine aykırı olmayı yeğlemiştir.
Bir de yalnızca yakın dostlarıyla paylaştığı, öne çıkarmadığı müzisyenliği, ressamlığı var. O alanlarda da kafasında binbir önerisi var. Belki o alanlarda yaptığı önerilerini süreç içinde keşfedip, algılayıp düşünsel dağarımıza katacağız.
Son olarak Vasıf Öngören’in yaşam ve sanat serüvenine baktığımızda şöyle bir manzarayı görüyoruz; Öngören yaşamda da sahnede de düşünmeyi öneriyordu. Karşısında ise düşünmeyi “akla zarar” gören bir anlayış temelinde yapılanmış güruhlar vardı. Bunlar gerek politik alanı, gerekse kültür-sanat alanını kaplamışlardı. Aykırı olana kendi “tezgah”larına zarar verebileceği endişesiyle saldırıyorlardı. Sisteme “karşı” olduklarını ilan edip sistemin ilişkilerini kendi içlerinde yeniden üreten bu güruh Ankara’da da İstanbul’da da Berlin ve Amsterdam’da da Vasıf Öngören ve onun gibi aykırı yürüyen sanatçıların önüne çıkıp onları engellemeye çalıştılar. 1984 ise onların “rahat nefes” aldığı bir yıl oldu. Çünkü tiyatronun aykırısı Vasıf Öngören’i mayısta, sinemanın aykırısı Yılmaz Güney’i ise eylülde yitirdik.
Onlar 25 yıldır Vasıf Öngören’den kurtulduklarını sanıyorlar. Oysa sınıfların var olduğu, emperyalizmin acımasızca saldırdığı bir dünyada yaşam her gün Vasıf’ı ve onun gibi sanatçıları, düşünürleri bir kez daha gündeme getiriyor.



